Arşiv

‘gündem’ kategorisi için arşiv

soda şişesinin anlattıkları

Pazartesi, 21 Ara 2009 dikenli tel 1 Yorum

canım çok sıkkındı her zamanki gibi. ders çalışmamak için yapılan türlü abukluklardan bir demet seçmişim, onları yapıyorum… bunlardan bir tanesi de gazete okumak. “başbakan şunu dedi, baykal bunu dedi, bahçeli konuşmadı bile” haberlerinden gına geldi. ilginç şeyler daha çok dikkatimi çekiyor. hani şaşırırsın okuduğuna ama sonra dersin ya kendi kendine: “neden şaşırıyorum ki?”. işte öylesine bir duygu…

gazetelerin bildirdiğine göre 8 ekim 2009′da şöyle bir olay yaşanmış: turgutlu’da 61 yaşında bir amcamız, “henüz belirlenemeyen bir sebepten ötürü” makatına soda şişesi sokarak “canına kıymak istemiş”. daha sonra eşi tarafından “acılar içinde kıvranırken bulunan” amcamız, hastanede geçirdiği “başarılı bir cerrahi müdahalenin ardından” taburcu edilmiş.

ikinci haberimiz 6 aralık 2009′da yaşanmış. ilk haberle aralarında bir bağ olup olmadığını bilmiyorum. şöyle ki: tarsus’ta oturan çiftimiz soda şişesiyle fantazi yapmak istemiş. çiftimizin kadın olanı, erkek olanının isteği üzerine “16 santimetre uzunluğundaki” soda şişesini erkeğin makatına sokmuş. olayın trajik kısmı bundan sonra yaşanmış. “tüm çabalara karşın” soda şişesi adamın makatından çıkarılamamış. hastaneye kaldırılan adam “ameliyatla kurtarılmış”.

tırnak içinde yazdığım kısımlar, gazetede okuduğum cümlelerin birebir aynısıdır. zaten en merak ettiğim şeylerden biri, haberi yazan editör arkadaşın yazarken hissettiği duygulardır. o ruh halini hep yaşamak istemişimdir. haberi, haberi yazan adama nasıl bildiriyorlar bir kere? “baba burda tam senlik bir haber var. bak şimdi: adamın biri geldi bugün hastaneye. makatına soda şişesi sokmuş hacı. soda şişesiyle intihar etmek istemiş. gel hadi kaçırma bu haberi!”. birinin bana böyle birşey dediğini düşünüyorum da; okkalı bi’ küfür ederdim, “kafa mı buluyosun benle?” cümlesinden sonra. ama haberi yapan arkadaş bu yolu tercih etmemiş anlaşılan. üşenmemiş, soda şişesinin boyunu bile ölçmüş. hayır, makattan çıkan soda şişesinin boyunu ölçmek de ayrı bir rezillik. neresinden bakarsan bak iğrenç ötesi bir haber bu.

daha ilginç olansa “soda şişesinin” bir anda popüler olması. baksanıza iki olay arasındaki zaman farkına. sanki ilk olaydan sonra toplum galeyana gelmiş, memleketin her yerinden “makatta soda şişesi” haberleri gelmeye başlamış. yada herkes birinin öncü olmasını bekledi ve ilk olaydan sonra diğerlerinin de sesi gür çıkmaya başladı. soda şişesinin bir devrim sembolü olmasını kim önceden tahmin edebilirdi ki?

cem yılmaz’ın standup’ında söylediği gibi, hani artist olan bizdik lan? intiharı denemiş ve çeşitli fantaziler uygulamış bir insan olarak söylüyorum ki böyle ekstrem bir hayatım hiç olmadı yeminle. işin komiği, ben de kendimi uçlarda yaşayan bir insan olarak tanımlardım. değilmiş abicim. hatta, aslında çok mazbut bir hayat yaşadığımın farkına vardım. bunlar gazetelere yansıyan olaylar. bir de yansımayan binlercesini düşünsene… demek ki anketlerde insanlarımızın yarıdan fazlasının herşeye rağmen hayatından memnun olmasının nedeni buymuş.

yurdum insanı benden farklı bir oksijen soluyor orası kesin. ben de istiyorum abicim. iran’dan kamyonlarla kaçak olarak mı geliyor, evde sağlıksız koşullarda mı üretiliyor, bilemem. tek bildiğim; o oksijeni ben de istiyorum. bıktım ulan bu sıkıcı hayattan!

Categories: gündem Tags:

feminizm aldatmacası

Perşembe, 17 Ara 2009 dikenli tel 1 Yorum

evet, bugün harun yahya olmaya karar verdim. daha doğrusu sizler -milyonlarca kişi beni okuyor, o yüzden “sizler” dedim- öyle zannedeceksiniz. onun gibi, “bir şeyin aldatmaca olduğunu anlatarak aldatmak” eylemini gerçekleştirdiğimi düşüneceksiniz muhtemelen. olsun. ben yine de vaaz vermeye, pardon fikirlerimi yazmaya başlayayım.

efenim, feminizmin kökleri ta aydınlanma çağına kadar uzanmaktadır. o dönemlerde kadınların eğitim hakkını savunan bazı aydınlar(adlarını öğrenmek için google’a “feminizm” yazmanın yettiğini biliyor muydunuz?) feminizmin ilk öncüleri sayılır. ilk dünya savaşı’ndan sonra, özellikle kadınlara oy hakkı konusundaki girişimlerle beraber güçlenen feminizm, 60 sonrası altın çağını yaşamıştır. şimdilerde de etkisini koruyan bir akım olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

bu sıkıcı(!) tarih bilgisinden sonra feminizmin genel kabul gören amacının “kadının özgürleştirilmesi” olduğunu söyleyebilirim. bu amaç doğrultusunda feminist aydınlar, cinsiyet eşitsizlikleri üzerinden iktidar ilişkilerini, toplumsal güç odaklarını ve cinselliği analiz ederler. çoğu feminist, kadın-erkek eşitliğini savunurken bazı radikal gruplar kadın üstünlüğünü savunur. bununla kalmayıp erkeğin, “tamamlanmamış kadın” olduğunu iddia ederler.

evrimsel basamakta dişi homo sapienslerin erkeklerden üstün olduğu bir gerçektir. sanıyorum ki radikal feministlerin kadının üstün olmasına ait düşüncelerinde bu gerçeğin de payı vardır. lakin konu hak, hukuk, özgürlük olduğu sürece radikal feministlerin saçmaladığını iddia etmek haksızlık olmayacaktır. çünkü hiçbir insan diğerinden ırk, dil, din veya “cinsiyet” yönünden üstün değildir. zaten çoğu feminist bu eşitliğin gerçekleşmesi için çalışmaktadır.

bizim kültürümüzde feminizm algısı nedense yukarıda bahsettiğim radikaller üzerine kuruludur. yıllar boyu üretilen popüler kültür ürünlerinde feminizmin radikal tarafının ağır basmasının bu durum üzerinde birincil sebep olduğunu düşünüyorum. bu öyle bir algıdır ki sanki feministler, erkek düşmanı, hatta erkeklerden nefret eden, onlarla aynı ortamda bile bulunmak istemeyen cadaloz kaltaklardır. çizilen bu resim, feminizmin popüler kültüre mizah malzemesi, feministlerin de topluma alay konusu olmasına neden olmuştur. “kadın” diyen herkesin feministliğinin sorgulanması, toplumumuzdaki feminizm algısının yozluğuna en büyük delalettir.

feminizm kadın özgürlüğü demektir. kadınların ekonomide, sanatta, sporda, kısacası hayatın her alanında erkeklerle eşit derecede boy gösterebilmesine imkan tanınması demektir. kadınların cinselliklerini özgürce yaşayabilmesi demektir. ve bu özgürlüğe en çok sahip çıkması gereken kadınlardır. yüzyıllardır erkeklerin dayattığı kafa yapısından kurtulmak, bu mücadelede kadınlar tarafından atılması gereken ilk adımdır. erkek kafasıyla yapılan feminizm, feminizmin en büyük düşmanıdır.

bu blogda kadınlarla ilgili defalarca yazı yazdım. ve hepsinde de “kadın düşmanı” olduğum sonucunu çıkarttınız. madem anlamıyorsunuz, “bu resmimde sevgiyi anlattım” demek zorundayım. “şeytan’ın adıyla: kadınlar” başlıklı yazıda, erkeklerin kadınlara en büyük oyunu olan “kadının kutsallaştırılması”nın, kadının ezilmesinde en büyük faktör olduğunu anlattım, nefret kusuyor oldum. “kadınlar tacizden hoşlanır” başlıklı yazıda kadınların statülerini sevgili sahibi olmakla veya kaç tane kıro tacizine uğramakla göstermeye çalışmasının erkek hegomonyasına destek verdiğini yazdım, yaşadıklarım yüzünden kadınlara kinlenmiş oldum. “nikahı gelmiş ‘düzgün’ kadın” başlıklı yazıda kadınların evlilik sevdasının kendilerini köleleştirdiğini anlattım, genelleme yapan yarasa oldum. ve daha başka yazılar… hepsinde aynı tepki. artık birşey demiyorum çünkü ne yapılsa müstehak size. evet, siz kadınlara söylüyorum.

bu ülkede her üç kadından biri şiddete uğruyor. benim şahsen tanıdığım, hayatında bir kere bile şiddete uğramamış tek bir kadın yok. çok acı verici. özellikle ülkemizin gelişmemiş bölgelerinde yaşayan kadınların durumu tam bir dram. ama bence bundan daha acı verici olan görece gelişmiş bölgelerimizde yaşayan kadınlarımızın durumu. bu kadınlar, eğitimli, ekonomik özgürlük sahibiler. lafa gelince mangalda kül bırakmadıklarına bakmayın; çoğunun umrunda bile değil kadın-erkek eşitliği. azınlıkta kalan kısmı ise feminizmi kıçından anlayanlardan oluşuyor maalesef. bazen diyorum; keşke atatürk kadınlara özgürlük vermeseydi. belki o zaman hakları için kendileri mücadele ederler ve bu sırada erkeklerin dayattığı fikir yapısından kurtulurlardı.

feminizm mücadelesi, kadınlar erkek sultası altında süs eşyası olup siyaset yap(ama)sınlar diye verilmedi. bütün kadro erkek olunca abazan muhabbeti döner diye kadınların işe alınması için verilmedi. “erkeğimi her şekilde mutlu ederim” başlıklı “sanatsal” fotoğrafları dergi kapaklarını süslesin diye verilmedi. önüne gelen herkesle yatmayı, bedenini para karşılığı veya parasız olarak satmayı cinsel özgürlük sansınlar diye de verilmedi. yahu allah aşkına, bir ankette sorulan “namuslu kadın bakire olmalıdır” önermesine “evet, doğru” diyen kadınların oranı erkeklerden daha fazlayken kimin feminizmini satmaya çalışıyorsunuz?

önce ataerkil toplumun dayattığı düşünce sistematiğinden kurtulun. sonra istediğiniz kadar “feminizmcilik” oynayabilirsiniz. ama anlamadığınız, anlasanız bile yanlış anladığınız bir konunun savunucusu kesilirseniz “bi’ git çay demle” derler adama. seksen altı yılın sonunda eskinin islamofaşizanlarının “demokrasi havarisi” ilan edildiği memlekette kime söylüyorum ki ben… aptalım işte.

Categories: gündem, havadan sudan Tags: ,

nikahı gelmiş “düzgün” kadın

Çarşamba, 24 Haz 2009 dikenli tel 3 Yorum

“yarın nikah günümüzü almaya gidiyoruz yuppii :D”  evet, bugünkü ilham kaynağım bu msn iletisi oldu. önce tahmin edin: sizce bunu yazan insanın cinsiyeti ne? ehehe… tamam şaka yaptım. her ortalama ve üstü zeka sahibi insan gibi “dişicaaaaan” diye bağırdınız, biliyorum. en azından ben öyle yaptım. peki ne var bunda? anlatayım…

 

bu dişican arkadaşla tanışıklığımız uzun yıllara dayansa da kendisiyle muhabbetimiz 1,5 yıl öncesinde başladı diyebilirim. o zamanlar erkek arkadaşından hayal kırıklıklarıyla ayrılmış birisiydi. bu durumda olan her hatun gibi o da kendini depresyonda zannediyor, diplerde takıldığını düşünüyordu kendi meşrebince. klasik, hatun salaklaşması sendromuna yakalanmıştı anlayacağınız.

 

bilenler bilir (mesela patron iyi bilir bunu); öyle msn’de kimseyle muhabbet başlattığım görülmemiştir. genelde konuşmayı karşı tarafın başlatmasını beklerim. o dönemler -tıpkı şimdi olduğu gibi- geceleri yaşar, gündüzleri uyurdum. her daim diplerde, acıya müptela kişiliğimi bu dişican da fark etmiş olmalı ki bir anda, onu benim uzun gecelerime eşlik ederken buldum. eh kendi durumuna benden iyi ortak olmazdı allah için.  yaşadığı hayal kırıklıklarını anlatır, ben de ona moral verirdim. hatta şöyle dediğimi çok iyi hatırlıyorum: “bak şimdi üzülüyorsun ama bu günlerin hepsi geçecek. hatta seneye ben yine böyle uzun geceleri yaşarken, sen benim yanımda olmayacaksın.” gülerdi böyle dediğim zamanlar. sonradan benim güleceğimin farkında olmadan…

 

bir süre daha muhabbetimiz sürdükten sonra, bir gece ansızın bıçakla kesilir gibi kesildi. uzun bir süre göremedim hiç kendisini. yeniden gelmesiyle anlaşıldı her şey: “çok mutluyum allahım” yazıyordu yeni iletisinde. derken nişanlanacağını öğrendim iletisinden. sonrasında da evleneceğini… ve bugünkü iletisine kadar sardık zamanı. işte bu yazının başlangıç hikayesini oluşturduk bu sayede.

 

olay çok şey anlatsa da çenemi tutamayacağımı biliyorsunuzdur. hani kadınlarla ilgili düşüncelerimden dolayı kınıyorsunuz beni, hani ben genelleme yapıyormuşum, aslında bir sürü düzgün kadın varmış ya, bugün sizin tarafınızı tutmaya karar verdim. ama sadece bugün, fazlası bünyeme zararlı. evet, bugün sizin tabirinizle “düzgün” kadınlardan bahsedelim.  

 

hımm… öncelikle düzgünün tanımını öğrenmem lazım galiba. nedir bu düzgün kadın? yenilir mi, içilir mi yoksa sevişilir mi? ne yapar bu düzgün hatun? mesela üstteki gibi erkek arkadaşından ayrılınca depresyon yaşadığını zannetmez herhalde. sonra karşısına çıkıp evlenme teklifinde bulunan ilk adamla, “fırsat bu fırsat” deyip evlenmeye kalkışan bir avare gibi de davranmaz değil mi?

 

ne yapar o zaman? hadi anlatın bana. olmak isteyip de olamadığınız kişiyi anlatın. ama bana ilkokula yeni başlamış çocuklar gibi gelip, “sen sanki çok düzgünsün!” saçmalıklarıyla vaktimi çalmayın. ben “düzgün erkek” değilim!  düzgün olan, olduğunu iddia eden, olmaya çalıştığını söyleyen zavallılar sizlersiniz! hani neredesiniz? iş lafa gelince “en bi’ süper” olan ikiyüzlü kadınlar; nerdesiniz?

“Ne işiniz var elalemin sitesinde ?”

Salı, 02 Haz 2009 melankolikdeli Yorum yok

Ulaştırma bakanı Binali Yıldırım, Youtube’a girmek isteyenler için :
Ne işiniz var elalemin sitesinde ?” demiş.
Sayın bakana, kendi başbakanının sözünü hatırlatmak gerek galiba.
Ben Youtube’a giriyorum, siz de girin“.
Komiksiniz lan, cidden !

Nimet Çubukçu

Cumartesi, 02 May 2009 melankolikdeli 1 Yorum

Kabinede revizyona gidilmiş. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu olmuş.
Kadından ve Aileden Sorunlu bir bakanı önce eğitmek lazım tabii !
Ne demişler : “Eğitim şart !