sizleri çok seviyorum çünkü…
Çok değersiz arkadaşlarım,
Sizler için dikenlerimi bileyip geldim. Çok sevindiniz değil mi? Ah, kuzucuklarım deyip bir an yüzünüzde gülümseme oluşması ihtimalinden nefret etmemden mütevellit nasıl hitap edeceğimi bilemediklerim benim… Çok özledim len sizleri. Ahahaha şaka tabii ki, en büyük lanetler sizinle olsun.
Bu noktada kendimden şüpheye düştüm. Uzun zamandır -iki gündür- alkol kullanmıyorum. Yine uzun zamandır kendi başıma kalıp psikopatça şeyler düşünmüyorum. Nefretimi sizlere yeterince yansıtamamaktan korkuyorum. Kalan bir nefret varsa tabii…
Kendimi bildim bileli toplumdan ve onu oluşturan insanlardan uzak durmayı yeğlemiştim. Siz yiyip, içip, buna da şükür tanrım diyordunuz. Ben kusuyordum. Siz bir derdiniz olduğunda en bi’ “kankinizi” arayıp, onun omzunda ağlıyordunuz. Ben vücudumun muhtelif yerlerini kesip acının doruklarında dolaşıyordum. Siz sevgilinizden ayrıldığınızda başka vücutlarla “oyun” oynuyordunuz. Ben alkol komasındaydım, ne yaptığımı hatırlamıyorum. Size göre ben, “ezik”tim. Bana göre göre siz, boşuna oksijen tüketen varlıklardınız. Evet evet, aynen böyleydi. İnkar edenlere göbek deliğimdeki pamukları temizlettiririm. Ona göre bak!
Yazılarımdan mahsur kalıp depresyona girdiğiniz-bak bu özgüven bana bile fazla ama ne yapabilirim? Sadece sizi taklit ediyorum-dönemde ateşkes ilan ettim. Ha, ilan ettim de ne oldu? Kim bi tarafına taktı? Olsun sizin için küçük benim için büyük bir adımdı. Sizin gibi yaşamaya, hayata sizler gibi bakmaya çalıştım. Benim gibi birisi için çok mümkün olmadı doğal olarak. Tamamen sizler gibi olmak çok korkutucu çünkü.
Düşünsene; iki paragraf öncesinde anlattığım “siz” tasviri… Hissetmeyen, yaşamayan insanlar… Şu yazdıklarımı okuduğunda sinirlenecek belki. Zaman kaybı olarak görecek. Ama on dakika sonra unutacak herşeyi. O kadar ruhsuz, beyni o kadar ambele olmuş ki; yarın kıyamet kopacak desem, “neden, nasıl” sorularını sormak aklına gelmez. O kadar umursamaz olmuş ki; “Öyle mi? Bu gece de biz kopalım ayol!” diyecek. Bu tipler yine iyi bana sorarsanız. Bir de bu yazıyı okuduğunda beni onaylayacaklar var. “Ay hakikaten öyleler, ne kadar doğru bir tespitte bulunmuşsun.” kişicanlarından bahsediyorum. Bu ahmaklar, kendilerinin “siz” diye bahsettiğim tarafta yer almasına dayanamazlar. Çünkü o şekilde yaşamanın rahatsızlığını içten içe hissederler lakin onlar gibi davranmaktan geri durmazlar.Zeki, kültürlü, her bi’ şeyin farkında elit insan olmak isterler. Ama bunlar için malzeme yok sizde hacı, kusura bakmayın. Benim gibi olabilmek için klozete bıraktığım artıklardan 40 kilo kadarını yemeniz lazım önce. İngilizce’deki “poser” kelimesi tam bunlar için yaratılmış galiba. Ama sizler daha acınası durumdasınız, benden söylemesi. Hatta sadece ben söylemeyeyim; nietzche de aynı şeyi söylesin “üstün insan” aşamalarını açıklarken.
Sonuç olarak neymiş; hepiniz ahmaklar sürüsünün saygıdeğer birer üyesiymişsiniz. Hayatı yüzeysel olan adamdan bu yazının ana fikrini anlamasını beklemek tuhaf olurdu değil mi? Sevgili ahmak okurum; şimdi “ne salak bi adam bunu yazan yeaaaaa!” diyebilirsin. Senden tek bir ricam var: “yeeaa” derken a harfini mümkün olduğunca uzat. Uzat ki bu yazının “emeğe saygı +reppp” şeklindeki karşılığını alabileyim. Artık egonla beraber kaba etini şişirmeye devam edebilirsin. Bakalım hangisi önde gelecek…


vay ! sert bir dönüş olmuş.
peki “senin” değer yargılarının ortaya çıkarttığı “hayat”ın, sadece “sana” ve “senin gibi”lere doğru geldiğini düşündün mü ? (sormadım kabul et düşünmüşsündür)
misal, ben seni “diken”lerinle kabul etmişken, neden sen beni “iyi çocuk” halimle kabul etmiyorsun ?
(“kabul ettim ya” dediğini duyar gibiyim)
ha bir de senin çok aşina olduğun bir söz öbeği var dikenli tel kişicanı. sözlükten hatırlarsın belki.
bkz. : kime göre neye göre
(patron’un notu : arayı soğutma)
dönüş var ama çıkış yok sanki patron
elbette benim değer yargılarım, bana doğru gelen yaşayış tarzından kaynaklanıyor ki benden başkasına doğru geldiğini de pek görmedim açıkçası. herkesin algısı farklı -güzel bir şey- ve bu bindirilmiş kıtalar halinde yaşamıyor oluşumuzun nedeni. lakın bu durum eleştirme, hakkında yazı yazma özgürlüğüne mani değil.
çok geniş bir kitleyi eleştiriyorum. neden? hani bazen birinin arkasından konuşuruz: “aslında çok iyi adam ama…”. devamında iyi adamlıkla bağdaşmayan şeyleri sıralarız. hani onlar da olmasa melek gibi bi’ adam demeye getiririz… işte yıkmak istediğim, yıkamayacağımı bildiğim için nefretimi kusmama sebep olan anlayış bu. hayatı çizgi-roman tadında yaşamıyoruz, iyi ve kötü diye bir şey yok, herkesin içinde o şeytan var, az veya çok…
yazıda belirtilen şeyler, az veya çok, kendini insan olarak adlandıran tüm varlıkların büründüğü karakterler. ben de dahilim buna. yani bir kabul etmeme durumu yok. için rahat olsun patron
“modern zamane hayatları: içimizdeki çocuğu öldürdüler” gibi bir başlık koyup romantik bir havada, sade ve güzel bir anlatımla yazarsan can dündar oluyorsun, benim gibi yazarsan dikenli telcik! insanlara ikiyüzlülüklerini göstermek için bile ikiyüzlü olmak zorunda kalmak ne kadar hoş değil mi?